Showing posts with label amsterdam. Show all posts
Showing posts with label amsterdam. Show all posts

Wednesday, December 7, 2011

a'dam 3 - adam sefa pezevengi


sonunda yagmur camur kar kis birazcik defolup gitti, gunes yeniden acti, evelki gunden yaptigimiz “walking tour” programini gerceklestirmek uzere Csten tur rehberligi yapan bir elemanla bulusmaya gittik. Adam cool, sirtinda gitariyla, avustralya aksaniyla bize butun sehri hikayeleriyle tarihiyle anlatarak gezdirdi. Yuruduk yuruduk, sonunda yine Singel 404 e oturduk yemek yedik, kalktik yurumeye devam ettik. Red light in icinden gecerken ona da lezbiyen-hayatkadini temali sorumdan bahsettim. “sormana gerek yok, ben sordum zaten” dedi. Iyi bok. Zaten aklima cok orijinal fikirler gelse, simdiye milyoner olmustum. Gitmis bir gun bir kiza gecerken, bir hayat kadinina “arkadasima en kadara olur?” diye sormus. Kadin da ayni fiyat demis. 15 dakkasi 50 euro. Yalniz soyle bir sorun var, erkegi 15 dakkada en azindan 1 kere bosaltmak mumkun normal kosullarda, ama kadina 15 dakka yetmez ki, biyolojik ve psikolojik farkliligin kadina bu kadar pahaliya malolmasi cok haksizca geldi bana. Haa 15 dakkada kadini tatmin edebilecek kadar iddialiysa, garantisini verebiliyorsa da helal olsun derim. Bilmiyorum artik.

Neyse benim bu ise biraz canim sikildi, yine camlardan gecerken kimseyi begenmedim (gunun ortasinda muhtemelen en guzel olanlar da guzellik uykularindadirlar). Derken bir baktim, benim dutch ex aramis. Aksam bulusalim ben gelicem seni gormeye hala A'dam da misin diye mesaj atmis. Bir sevindim bir sevindim, 2 sene olmus gorusmeyeli, haber vermistim daha oncesinden, sonunda bana ulasmis olmasi cok hosuma gitti. Gelmesini beklerken bolbol zamanimiz var, gidelim bira icilebilen coffeeshop a oturalim dedik. Normalde coffeeshop larda alkol tuketimi satimi falan yasak. Hatta tutun icmek de yasak. Biraz contradictory olsa da, adamlarin kurali bu. Aslinda gayet mantikli, ikisi birlikte etkilesime girdiginde daha agir ve sacma bir etki yaratabiliyor, malumunuz stupid tourist ler de arap yagi bulunca gotune surermis modunda, abartip kendilerine zarar veriyorlar. Yani liberal dusuncenin hakim oldugu sehirde bile otokontrole cok fazla guvenilmeyip belirli kurallar konmus. Gayet rsaygiyla karsiliyorum. Ammavelakin, bazi barlar var ki, aslinda coffeeshop degil, ama tutum vb tuketimi serbest. Iste oyle bir tanesine girdik. Bizim eleman isletmecisini taniyormus, 2senedir oraya takildigi icin olsa gerek, sarilistilar opustuler fln derken, elinde cukulatayla cikageldi. Bizimkiyle karistirip bir harmanlama ve degisik karizmatik bir sarma yonteminden sonra, agzimiz acip boyle baktik. Adam isi biliyormus meger. bir nefes cekti derin derin, arkasina yaslandi, koca bir duman bulutu cikti icinden akabinde, adam sefa pezevengi...

Neysecigime, ben bir ara hatirliyorum, yine yabancilasmisim butun ortama, gelen insanlarin muhabbetlerini dinliyorum, insanlara bakiyorum ama hicbirsey duymuyorum ingilizce konusmalarina ragmen anlayamiyorum, beynim cheddar peyniri olmus, o kadar malim ki agzimdan bir kelime cikamiyor, etrafima bakiyorum. Bir anlik ilahi gucle kalktik. Ilk bizim cocklarin goturdgu kafeye gidip kendimize applepie soyledik, arkadas geldi. Ben cok heycanliyim, istiyorum ki zaman gecsin, o gelsin. Saat geldi catti, 18.30 amsterdam centraal kapisinda heycanli bekleyis gozlerim on ariyor, derken beliriyor yakinlarimda, 3-5 kelime trkce hatirlamis, gelmis bana “naber” diyor, ben afal, beklemiyorum tabi bir anda, zaten elim ayagima dolaniyor, dile kolay 2 kusur sene olmus gormeyeli, garip hissediyorum. Otomatige baglamisim, “Iyidir senden naber?” bu sefer de o afal. Sarilisiyoruz, hosgeldin bes gittin, hemencecik isiniyoruz birbirimize. Uzun zaman olmus, arada bir gecmis var iyi kotu, mutluyum. Hepbirlikte gidecegimiz yere gidiyoruz, bir squat house ta aksam yemegi yiyecegiz. Yol boyu muhabbet ediyoruz, canim ya, gordugume o kadar sevindim ki, topu topu 3 saat falan birlikteydik, cok ozlemisim, doyamadim.
Neyse yemek yedigimiz yer cok gzel vegan yemekleri yapmislar, sistem belli, 5 euro ya 3 course yemek. Kendin aliyorsun bitirince de asagida bulasigini yikiyorsun, boyle guzel bir ortam aslinda. Sonra Leidseplein da bir bara gittik, o orada ayrildi bizden son trene yetisip 2.5 saat uzakliktaki evine gitmek icin, bir de ertesi sabah kiz arkadasi evine tasiniyormus. Gonul isterdi ki biraz daha muhabbet edelim, ama iste, cocuk hayatina devam ediyor manitasi var bir duzeni var, ustelik isler ciddiye binmis, birlikte yasamaya basliyorlar official olarak da. ne denebilir ki, gerci o da kalmak isterdi ama, mecburiyetler, sorumluluklar edilerbuduler... Bunca zamana ragmen hala arkadas olmak, guzel bir duygu. Dutch larla dolu barda biraz vakit gecirdikten sonra eve donduk zaten. Bir cuma gecesini de o sekilde kapadik.

Tuesday, December 6, 2011

A'dam 2 - Amterdam me ha robado!


Amsterdam me ha robado! Allahim, insan hatalarindan cok fena ogreniyo. Sevgili arkadasim bana ucuz transport kartini verip “aman bunu giriste tiklatacan, sakin tramvaydan inerken de otturmeyi unutma, yoksa ceza parasi aliyo” dedi. Ben de guzel guzel para yukledim. Ama iste agzi acik ayran budalaligi basgosterdi, ertesi gune kartim aci aci ottu. Lanet olsun amsterdam beni soydu yemin ediyorum, karta ekledigim 5 euroyu basit bir hatadan dolayi dudukledigi yetmiyormus gibi bir de single bilet parasi 2.6 euro vermek, nasil koydu anlatamam, hala kuyruk acisi, evlat acisi gibi icimde. O gunden sonra ben bir daha asla unutmadim o salak karti inerken otturmeyi. Aman siz siz olun, sakin ha.

Ikinci gun tabii ki yinedisari ciktik, kis kiyamet yagmur oluk oluk nasil yagiyor, iste dedim yok anacim, barcelonam ne guzel gunluk guneslik hala ceketle dolasiyorum (yalan, aksamleyin kalin anorakimi giymem gerekiyor) ama en azindan kulaklik, eldiven 3 kat hirka giymiyorum. Biz ikinci gunun heyecaniyla, fazla zamanimiz yok, sehri gezelim diye gaz otesi, yagmur demeden, botlarim ilk 5. dakkada butun amsterdamin yagkmur suyunu icine almasina ragmen yuruduk sehri arsinladik aq. Hic bu kadar azimli gezgin taniyor musunuz, tanistiralim, biz.

Dedik artik isinsak bir yerde, gezdik gorduk, sehir yagmurda da pek guzelmis (o da yalan) en yapalim, e hadi madem bir coffee shop a girelim, saat daha 2, ama sanirsiniz 5. o kadar yagmurda dolandiktan sonra gozumuze cool gelen, caminda bob marley nin resmi olan kucuk ama cozy bir café ye girdik. Hemen onumuze bir menu geldi. Turlu turlu malzeme var orda, sundan mi soylesek, bundan mi soylesek, aman bunun gramaji fazla, fiyati daha uygun, dur bi dakka soraliim derken, ben bardaki amcaya hangisi iyidir, nedir en degildir sordum. Adam da artik pakistanli midir, maroklu mudur, nerelidir bilinmez, soramadim da. Muhtesem bir wisdom ornegi sergileyerek, “bakin burda grami yaziyo, fiyati yaziyo, pahali olan daha iyidir, daha ucuzu biraz daha kotudur” dedi. Gicik. Bon bon baktim, bozuntuya vermedim. Tamam dedim, gitti. Ama lanet olasica, daha once girdigim yerlerde menude en azindan yaninda nasil mal oldugu yazardi, hafif mi agir mi, tatli mi aci mi vs, dedim gene sorayim. Lanet olsun sormaz olaydim. Dedim, amca, bunlarin genel olarak nasil etkileri vardir, nasildir, adam bana ne dedi: yani sonucta herkese farkli etkiler bu ben senin kafanda degilim ki nerden bileyim etkilerini, ne siklikta ictigine gore de degisir, al bak bunlar agirdir, mesela, digerleri de iste daha hafiftir. Gerizekali musmula, o kadarini biz de biliyoruz, orda burnuma sokuyosun kocaman menu, bari bir zahmete gir de misafire yagidan yardimci olmaya calis, cok sinir oldum. Aslinda o kadar yagmur olmasa ceker giderdim. Lanet olsun al otunu basina cal deyip. Ama coktan islanmis kedi misali siginmisiz, ustumuzu basimizi cikarmisiz bi suru yurumusuz. Lanet olsun sana diyip bok gibi para bayilacagimizi da bilerek bir secim yaptik. Gramaji fazla, fiyati ayni olan birini secelim dedik. Ama mal oldugumuz icin adam verdi, cukulata biz istiyoruz maria, tabi salakligimiza doymayalim ne olduguna bakmamisiz ki. Dedim ben konusmam bu adamla, git sen soyle degistirelim. Ordan sectik, adini daha once duydugum white widow u. ben zaten sinir olmusum adama, canim sikilmis fena. Neyse guzel guzel sardik ictik. Massallah nasil bir widowsa artik, ilk firtta bende bi dalgalanma oldu. Bir yarimi anca icip kalktik. Karnimiz ac, gidelim arkadasin tavsiye ettigi yere bakalim dedik. Artik o kafayla nasil aramaya calisiyorduk hic hatirlamiyorum, ama bir tourist information a girdik. Ben o sirada gayet kopuktum, neler konusuldu ne oldu ne bitti bilmiyorum, sanirim yerini iyice ogrendikten ve kutudaki tadimlik stropwaffel lardan elimize aldiktan sonra ciktik.

Biz mekani bulup gidene kadar iyice duzeldik. Gittigimiz mekan minicik bir café, adi Singel 404, Singel 404 numarada cunku hehehe. Boyle pideli tost ekmeginden cesitli sandvicler yapiyorlar, normal ve doyurucu boyuttaki peynirli domatesli tostu 3 euro kusur birseydi, bulunabilecek en uygun yiyecek ve mekan sahsen. Genelde yiyecek fiyatlar ucuk. Benzeri sandvicler 5-6 eurolarda. Oha cus falan olmalik. Biz otostop cekelim diye dusunurken, zaten transporta hic durmadan para akitirken, yemek icin o kadar para harcamak, biraz luks geliyor. Neyse bu kucuk café, boyle cici bici guzel dutch kizlari tarafindan isletiliyor. Tavsiye edilir :) guzel bir kanalda, guzel yerde.

Bu esnada ben bos durani allah sevmezmis diye coktan cs e ilanlar postlar yazmistim, bari birileriyle bulusalim. Nitekim aradilar efenim. Aksama bulusacak insanlar bulduk.

Biri aradi, bulusalim istersen ben bosum dedi. Baktim sesi fena degil, tamam olur dedim, randevulastik. Gittik randevuya 2 kisi. Beklerken yanimiza yerden bitme ufak tefek kara kuru bir cocuk geldi. Ahanda dedim, koca sehirde selvi boylu sarisin mavi gozlu brad pitt ler varken, bendeki bu sansla zaten bollywood figuranlarindan bozma biri denk gelir. Cocuk iyi hos, muhabbet falan edelim bari dedik. Ama sanirim biraz hayalkirikligina ugradi beni yalniz bekliyordu. Herneyse, gelmeden evvel coffe shopta bekliyormus, geldikten sonra bize ayni soruyu 3-5 kez sormasindan caktim davayi. Sanirim birkac beyin huresi olmus o esnada, algilari da kapaliydi. Obsesif kompulsif davranislar sergilemeye basladi. Evvela bizi israrla coffeeshop a goturmeye calisti. Biz diyoruz birer bira bisey icelim, o diyo, tamam ama ben sizi cok muhtesem cok cool coffeeshop a goturucektim. Herhangi bir yere gitmeden evvel, aksam saatlerinde, islerin guclerin ve turistlerin en civcivli oldugu zamanlarda red light district te dolanmaya basladik. Eski dar sokaklar, 5metrekarelik daracik camekan odalar, ve odalarda minik don sutyen bekleyen, pozlar veren hatunlar, tabii ki kirmizi isik esliginde. Bazi sokaklardan gectik allahim bu kadinlar acayip guzel, hani hayat kadini demeye bin sahit ister normalde, manken gibiler. Cogunun memeler silikon gerci cok belli oluyo, ama incecik, tas gibi vucitlar, allah sahibine bagislasin diyerek geziyorum sokaklarda, gozlerim felfecir olmus. Bazi pencerelerin perdeleri kapali. Dedim niye kapali bu perdeler, is mi yok, tam tersi hatunlar mesgul olduklari zaman perdeyi ortuyor, o 3-5 m2lik mekanda isini goruyor. 15 dakikasi 50 euroymus. Cok para valla. Surekli de calisiyorlarmis. Bu durumda calisani allah severmis lafi en kadar gecerli olur bilmiyorum, bana kalirsa gecerli olmasi lazim cunku ticaretse ticaret. Estetik cerrahi de ticaret, seks satmak da ticaret. Sahsen o kadinlarin cok asiri mecbur olduklari icin o isi yaptiklarini dusunmuyorum. Tamam belki cok seviyo olmayabilirler, ama daha fazla para oldugu icin yapiyorsa, vergisini verip kontrollerini oluyorsa, normal bir meslekten en farki var anlayamiyorum. Sadece kadinlar degil, erkeklerin de yaptigi birsey. Jigololuk da seks satmak. Madem orospuluk en eski meslek, birakin legal sekilde yapanlar yapmaya devam etsinler.

Neyse boyle gezerken, dedim ki, ya lezbiyen bir kadin da para vererek yapmak isterse, kabul ederler mi acaba. Bizim hint fakiri de muhtesem kafasiyla, hadi gel gidip soralim dedi. Gidip soracaktik bir kadin bize kapiyi acti, ama ben biraz salak oldugum cekindigim ve kimseyi gucendirmemeye calistigim icin “ohm kem kum ben kadinlar uzerine okuyorum da, birsey soracaktim” seklinde asiri bir aciklama geregi hissettim. Kadin da kapiyi kapatip “buna vaktim yok” dedi. Sanki kapisinda musteri sirasi var aq, alelade bir dukkan. Kisaca “hadi nas, dukkanin onunu kapama”ya getirdi. Biz de tiris tiris yurumeye devam ettik. Nedense sonra rastladigimiz kadinlar hep sisman iri yari ve zenci kadinlardi, sorasim gelmedi, gozume guzel gozukmediler. Sanki kendim icin soruyorum. Evet kadinla da yaparim derlerse hop diye atlicam falan, bana ne guzel mi cirkin mi, ama iste, nedense oyle sorasim gelmedi icimden. Sanirim cok guzel ve kendine daha guvenli bir kadinin tercihi benim sorumun cevabi olarak daha tatmin edici olacakmis gibi, sanki sisman olan kadinlar musteri azligindan dolayi kabul ediceklermis, bu da benim ogrenmek istedigimi pek karsilamiyormus gibi..

Bizimkisi hala “ben sizi cok guzel bir coffeeshop a goturucektim” ayaklari cekerken, o aksam icin haberlestigim baska elemanlarla bulustuk, gittik bara falan oturduk. 2 alman 2 turk, 1 hintli, amsterdamin en islek en turistik meydaninda bir bara comduk. Hintli de sizin planiniz e, ben planinizin oldugunu bilmiyordum, bilseydim keske, neyse eve giderim yakinda demeye basladi. Anlamistim ben zaten onda bir numara oldugunu. Laf arasinda bana agzindan kacirdi: “ben aslinda once bir coffeeshop a gider oturur, sonra bara falan gideriz diye dusunmustum, planin oldugunu bilmiyordum”. Allahin apacisi, goya once beni uyusturucuyla kafalayacak sonra da eve falan atacak, ne bilsin yanimda 3 tane daha kocaman adamlar getirecegimi, oh canima degsin butun gece sacmaladi zaten. Alman elemanlar kafaydi eglenceliydi muhabbetleri hostu. Ama gunun bombasi, hintli elemanlayken arkadasin bisikletle avrupa turundan bahsetmis olmamiza ragmen bir tepki vermeyip, kafasi ayildiginda ayni konu almanlarla acilip konusuldugunda dank etmesi ve “oooaa, dostum inanabiliyor musun” diyip durmasi hatta birden bire alakasiz bir sekilde alman bir elemana “sen yapabilir miydin?” diye sormasi oldu. Artik ne ictiyse :P
hintli dostumuz geceyi o kadar da skorsuz bitirmedi: gittigimiz barin muhtemelen isletmecisi olan sarisin ortaa yasli ama guzelce olan hatuna neredeyse iyigeceler opucugu verdi. Bir insan daha da apaci olamaz. Barin son musterileri bizlerdik, kapanirken herkes elini sikarken bizim hint fakirinin kadinin eliyle tatmin olmayip ispanyol usulu kendine cekip sapur supur yanaklarindan opop sarilmasi, dillere destandi. Ben en oldugumu sasirdim. Hollandalilar sadece tokalasirken bu minik dostumuz resmen kadini vantuzlamaya kalkti. Neyse, kisa gecenin kari, elemanin yeni aldigi XXX amsterdam kulak isiticisini (earwarmer)
haciladim, daha dogrusu bana israrla kendisi hediye olarak verdi, artik kim bilir hangi dusuncelerle... butun gece “benim arabam var” diye dolasmasi da isimize yaradi, sagolsun bizi eve arabayla birakti.

Ama ben bu adamin gercekten csten bir hatunla bulusayim zihniyetini cok iyi anladim, kendini fazlasiyla ele verdi. Bir kere madem hatun kaldirma niyetin var, bunu surekli programlardan sikayet ederek yapamazsin. “ah ama benim soyle planim vardi, boyle planim vardi, soyleseydinizz ben gelmezdim erken doneyim madem, sizle suraya buraya gelmeyeyim” demeyeceksin. Hadi madem dedin, ortamda bulunmaktan ve kalabalik ortamdan memnun degilsin, o zaman herkesi toplayip evine goturmeye icirmeye kalkmayacaksin. Hepsini gectim, yazdigin kadina memnuniyetsizligini “benim kafamda baska plan vardi, soyle boyle yapardik” diye, supheli programlarinla belli etmeyeceksin.

Monday, December 5, 2011

A'dam 1


Ispanyadan "gunes" siparisi almistim. Burda havalar biraz kapaliymis, Barcelona'dan gunes getir bize dediler. Basim ustune dedim ve ilk gunu bol gunesli sicak ama birazcik chilly bir havayla gecirdik. Arkadasim beni eve getirdikten sonra okula gitti. Ben de cok gecmeden yola koyuldum. Insan bu kadar sansli olabilir: 

Evin otesindeki tramway duragina gelir gelmez tramvay kamyonla ufak capli carpismasin mi (bkz: foto ahah). Zaten inanilmaz mutluyum, sehir guzel, sokaklar falan, gunes yuzume yuzume vuruyo, dedim bu kaza ve gecikme bana bi isaret. Hic uyumamisim dogru duzgun, onceki haftasonu zaten belli, ama umrumda degil, insanlar guzel, gordugum her erkek adeta boyle bir Brad Pitt gozumde. 

Ben o gaz ve sevincle etrafima bakarak, nerdeyse 3-5 bisikletliye kazaya sebebiyet vererek, 32dis modunda yuruye yuruye centraal station a vardim. Yuruye yuruye diyorum sanki normal bir uzaklikmis gibi, meger 5km varmis o yol en az. Ama iste mutluluk, yeni ve cok sevdiginiz bir sehre yeni gelmisseniz gunes gozunuzu yakiyorsa o kis kiyametin ortasinda ve gordugunuz her insan size cok guzel geliyorsa, knallarin yanindan gecerek, bisikletlerle birlikte degil 5, 10 km bile yuruyebilirsiniz. Nitekim ben de oyle yaptim. Aslinda hizimi alamadan daha da giderdim oteye, butun minik sokaklari gezerdim yuzume carpan ruzgari hic sallamadan, ama o esnada beni surekli arayip istasyonda agac olan arkadaslarimi daha bekletmemek adina kosa kosa bulusma yerine gittim.

EVET, dedim ben burada da yasayayim bir donem. Yasamaliyim. Neden tam olarak bilmiyorum ama seviyorum lan ben bu sehri. Marijuana ve seks ticaretinin yasal olmasindan dolayi degil, bole guzel bir yer, insanlari guzel, temiz, buyuk, international, belki de uzun zamandir seyahat etmemis olmanin verdigi heyecanla boyle seyler dusundum ama aslinda o kadar da spontane degildi, ilk geldigimde de agzim acik ayran budalasi gibi bakakalmistim sokaklara, kanallara.

Ben iste boyle agzim acik mal mal dolanip ruzgari sallamayip buyuye kapilinca, yedim sogugu. Ilk aksam beni bir hapsuruk, bir bogaz agrisi, bir goz kapagi agirligi, yorgunluk ve uyku hali sen al, hosgeldin HASTALIK.

Eyvahlar olsun, sag gosterip sol cakti bi tane sehir bana. Bu kadar dramatize ettigime bakmayin cunku o kadar abartilacak bir durum yoktu, sonuc olarak sen gunlerce uykusuz kal, sonra yine uyumadan 10 derece dusuk sicakliktaki bir kuzey ulkesine gel ve salak salak o sogukta terleyerek yuru. Yok sok edici bir durum degil yani.

neyse ahlaya uhlaya, oksure tıksıra, sag salim(!) eve vardık. sevgili dutch dostlarimizla alisveris yaptik, turk usulu yemek pisirelim dedik. ben de sonunda birseyler ogrenebildigim zengin endulus mutfagindan "salmorejo" isimli domates salcasi kivaminda bir sosla sofraya degisik bir tat kattim, o kadar cok yapmisim ki onumuzdeki 4 gun boyunca yedik, hatta arkadasin anasina babasina goturduk, nasil bir acliksa artik, sanki 10 boluge yemek pisiriyorum. pisiriyorum derken, yanlis anlasilmaya kurban gitmeyelim, pisirmedim hicbirsey. ekmek kizarttim. evet. salmorejoyu yaparken, gozlerim yari kapali, gerekli malzemelerin bazilarini unutup gec koydum, tuz yerine karabiber ekledim yanlislikla, sonra tadina baka baka yapmama ragmen pek tatmin olmayip sucu domateslerin tatsiz olusuna attim.  tum bunlari tikali burunla yaptigimi 2 gun sonra farkettim, tadini gercekten aldigimda. ama arkadaslarin hepsi cok begendiler. artik ayip olmasin, kizacagiz zaten hasta yazik uzmeyelim, diye dusunup de mi oyle dediler biraz muamma tabi. ama kuzey insanlari, bu kadar ince dusunup hareket edebileceklerine pek imkan vermiyorum. bir master piece degildi ama guzel oldu walla hih. 


butun gunu ben ingilizce konusmaya calisarak, agzimdan sikca ispanyolca kelime ve deyisler kacirarak gecirdim. tabi boyle yazinca komuik olmuyo ama, hastaligin da verdgi mallamayla birlikte, birkac kez arkadaslarimla ispanyolca konustugumu hatirliyorum. hatta bazi seferlerinde sanirim farkina varmadim cunku sagolsunlar bana bon bon baktiktan sonra koparak aklimi basima getirdiler :P 
gercekten de goren de sanir ki ben barcelona'da 7/24 ispanyolca konusuyorum. yok oyle birsey, ev arkadasimla tum dedikoduyu turkce yapiyoruz oysaki. demek ki ingilizce- ispanyolca nin arasindaki bir husumet bu... evet. bu konuyu da eklemem istenmisti, not etmeden gecmeyeyim dedim.

yemekten sonra sicak cukulatamizi icip bademli tatlilarimizla iyice seker bombardimanina tutulduktan sonra gece sonlandi. benim nezle baslangici mahmurlugum ve yemegin verdigi muhtesem siskinlik birleserek o gece bebekler gibi uyumama yardim etti. 


Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...

Netherlands'de gozume carpanlar