Showing posts with label barcelona. Show all posts
Showing posts with label barcelona. Show all posts

Saturday, September 29, 2012

alone with me

+ long time no see, humita!!
- well... yeah... i've been busy.... with stuff... yeah....


Edit:

today is the day I started to put on my jeans. meaning: autumn has just come, damnit.

today is the day my mom's paintings seemed to have a future in the market. meaning: there is hope for the biz.

today has been a good day.


Friday, May 4, 2012

cumayi gördüm

acaba kac kisiye nasip oluyordur barcelonanin ara sokaklarinda dolanirken bir "cuma cikisi" ni gormek?
evet.

agzim burnum kaymis gozumden istemsizce yaslar akarken, bi yandan oksururken cigerlerim cikmasin diye yuzum kapali, derbeder bir halde evime yururken, bir Raval gercegi yuzume carpti efil efil bulutlarin arasindan: 

onlarca basi takkeli, uzun elbiseli kara kuru amcanin kapisinda kalabalik olusturdugu bir Raval camisinin cuma cikisina denk geldim. 


Monday, February 27, 2012

BCN Night Life

Barcelona uc seyiyle unludur: Gaudí, Barça ve gece hayati.

hadi Gaudí garip sekilli ve renkli binalar yapmis modernist akimin oncusu olmus, tum maskulen turun gozdesi Barça yani FC Barcelona futbolda dunya capinda basarilar elde etmis, ama gece hayatinin bu denli unlenmesini pek cozemedim henuz. 

cunku bcn night life tek kelimeyle LEş (son harfi capslock kasamadim ispanyolca klavyede) 

ispanyol gece hayatini cok ilginc kilan tek sey ispanyollarin biraz overdoze ve overlate zaman diliminde yasamalari. yok oglen yemegi yok siesta derken gecenin onunda aksam yemegi yiyen zihniyet tabii ki gece hayatina da gec baslayip sabahleyin bitirir. genc turist kizlar erkekler de bunu cok matah sanip oo cok cilgin gece hayati diyerek kosa kosa abazan ve azgin ispanyol erkeklerine gelirler. isin komik tarafi, gece kluplerinde oyle ispanyol abazani da bulmak zordur, cunku hepsi turist abazanidir :) 

neyse ya, yazarken sikildim resmen, okuyan biri olursa sayet es kaza, bilsin ki barcelona gece hayati oyle cilgin degil, tabii canli porno show izlemek isterseniz, ya da ozel gay diskolarina falan gitmek isterseniz, belki ilginc bir gece sizi bekleyebilir. ama bu kriterlerin disinda, gideceginiz unlu turistik mekanlar gecenin korunde acilir, butun sarhos turistleri icinde barindirir, bazen sadece saplardan olusan terli gencler, bazen de agzi burnu kaymis kizlarla doludur. sacma sapan muzik esliginde herkes gozleri yari kapali birbirini keser, zaten karanlik ve pirpir eden isiklar gorusu daha da bozarak iyi hedefler secememeye sebep olur. herkesin birbirini goturmeye calistigi ortamda kizlarin azligi da terli genc erkeklere zor anlar yasatir. kizlar icin de her saniye yanina birinin yaklasmasi alkolle birlikte fazla temasa gecilmeye calisilmasi da cabasi, hic hos degil.

genel olarak "bu gece kimi gotursem" zihniyetindeki insanlarla dolu olur bu mekanlar. haftasonunda sabaha karsi 4 gibi top yapar, 6-7ye dogru geceyi sonlandirirlar, haftaiclerinde zaten daha erkenden isiklari acip insanlari ve sarhoslari def ederler. 

duptis duptis en cok kullanilan muzik tarzidir, bazi buyuk diskolarin latin veya hiphop/pop gibi farkli salonlari da olur. ama genel zihniyet hep aynidir. gecenin 3 unde diskoya gelen adamdan da kizdan da hicbir cacik olmaz benim gorusumce. 

kapidaki gorevliler gorilla gibidir, antipatik, sert, cogu zaman sizi disgorunuse kiyafete hatta ayakkabilarin topuk boylarina gore yargilar, siktiri ceker. 

boyle yerlerin tek iyi tarafi, belli saatlerde bedavaya giris yapip indirimli ickiden veyahut size icki ismarlayarak arti puan kazanmaya calisan erkeklerin kotu planlarini lehinize kullanarak alkolu bedavaya getirmektir.

guzel gece hayati nasil olur: arkadaslarinizla cikarsiniz, once birinin evinde icip muhabbet edersiniz arkadasin arkadasi ve benzeri bircok kisi ile tanisabilme imkani dogar, sonra cikar cok isterseniz bu diskolara hepbirlikte gider ya da baska bir barda giris ucreti olmaksizin girer dans eder, birbirinizle kaynasirsiniz. ille de birini goturecem ben cok azdim falan derseniz, gozun gozu gormedigi pis yerlerde sarhos ve total stranger biriyle sevisceginize 3 kelime ettiginiz az cok hukukunuzun oldugu biriyle birlikte sarhos olup sevisirsiniz, daha iyi bence.



Friday, February 3, 2012

02.02.2012: adeta bir milli bayram



Bugun, yani aslinda dun, yani 2 subat, benim icin uzun zamandir, yaklasik 1,5 aydir bekledigim, cok ozel bir gun.


Yanci sebep: haftalardir suren, bitmek bilmeyen, adeta Sagrada Familia insaatina donmus final odev teslimlerinin son gunu.

Asil sebep: Vetusta Morla, Palau de la Musica’da sahne aliyor.

Neden? (yani sahne almasinin sebebi degil tabii ki de, benim icin neden onem teskil ettigi gercek soru) 

Yaklasik 3 senedir (2009'dan beri) manyaklar, sapiklar gibi surekli dinledigim, bayildigim, izini surdugum grup nihayet bulundugum yere, Barcelona’ya geldi. Hem de modernizmin, barcelona’nin gozbebegi Palau de la Musica isimli konser salonuna. Yan taraflarda fotolarini goruyorsunuz.

Bu konser salonu cok asmis birsey. Inanilmaz bir bina. Tam hastasi oldugum, zaten Gaudi'den tanidigimiz bildigimiz modernist tarzda insa edilmis, seramiklerle mozikler dosenmis, yuvarlak hatli, degisik, rengarek bir bina. Mutlaka gorulmesi gereken bir yer. Geveze Mimarimiz bizi bu konuda da aydinlatirsa cok super olur:)

Netten buldugum dandirik ama genel bir fikir veren fotolari koydum yana. Bakiniz, takdir ediniz.

Bu salonda bir konser dinlemeyi 4 senedir istiyordum. Bu konserin Vetusta Morla konseri olmasi, duruma 39748932 kat onem katti tabii ki. 

Vetusta Morla nedir peki? 

Alternative/Rock dedigimiz turden muzik yapan, Madrid bazli bir grup.  epi topu 2 albumleri var. Normalde her alanda bir Bcn-Madrid cekismesi olmasina ragmen, demek ki muzikte yok ki salon tiklim tikisti, adamlar zaten 1 degil 2 gun konser verdiler, jest olsun diye de solist eleman katalanca birseyler soyledi, salon cildirdi. Ne olacak bu Katalanizm'in sonu :) Velhasil, bizim Mor ve Otesi'nin Ispanya subesi bu zaatlar. Cok hos muzikler, sarki sozleri de anlamli.

Yaklasik 2 ay oncesinden tesadufen ogrenip 1,5 ay evvelinden biletimi aldirmistim sevgili ev arkadasima. Almadan evvel tanidigim herkese benimle gelmesi icin yalvardim, yakardim (yok, abartiyorum) ama nafile. Biletlerin biraz tuzlu olmasindan, Vetusta Morla sevenlerinin de zaten ispanyol vatandasi olmasindan dolayi, “nasilsa ben baska konserine giderim yaa cok pahali biletler” diyerek beni reddettiler. Evet, tek basima kaldim yine. Kaderimin her yere tek basima gitmek olduguna iyice inanmaya basladim zaar, bir konsere bile gidecek adam bulamamanin verdigi uzuntuyle bir an “lan gitmesem mi ki, sap sap konsere mi gidilir” dedim kendi kendime. Sonra da “sacmalama kizim, boyle bir salonda, en sevdigin grubun konseri, elin kanda olsa gitceksin, hem de en pahali biletten alip cillop gibi yerden izliceksin” dedim, “hem belli mi olur, belki yakisikli Vetusta Morla hayranlarindan biriyle tanisirsin hehehehe”


Sonra aldi beni bir telas, adamlar yeni album cikarmislar, hicbir sarkisini bilmiyorum, acele, 2 ay icerisinde ezberlemem lazim hepsini, konsere hazirlikli gitmek lazim, yoksa ne anlami kalir, diyerekten kendimi Vetusta Morla, Mapas isimli albume adadim. Cok ciddiyim, neredeyse dinledigim tek grup, tek muzik o album oldu. %90 diyelim de, Buika'ya haksizlik olmasin. 

Havaalaninda, ucakta, Istanbul sokaklarinda, trafikte, yagmurda, donus ucagimda, okul yolunda, Ezgi'nin Gunlugu sarkisi gibi oldu, her buldugum firsatta, her gittigim yerde albumu dinledim. Herkese dinlettim. Minikmanitama bile Vetusta Morla empoze etmisim bilmeden, bir baktim ben soylemeden cat diye yeni sarkilarini aciyor, gozlerim doldu yemin ederim. Megersem cok sevmis, dedim "ne ayak, sen bu grubu seviyo muydun?", canim benim "sen bana dinlettiginden beridir cok seviyorum" dedi gecen gun. Iyi halt ettin, simdi mi seviyosun? Ben biletimi coktan almisim, sap sap konsere gitcem, sen yeni sev grubu. Aferim. Icten ice uzuldum tabii.. Neyse. 



O gun geldi catti iste goz acip kapayincaya, 6 odev bitirinceye kadar. Butun geceyi ve gunduzu minikmanitamla gecirdigim icin degil sadece, feminist odevlerimden bir sureligine kurtuldugum ve konsere gidecegim icin cok mutluydum, icim icime sigmadi. 

Uzun lafin kisasi: 

ALLAHIM MUHTESEM BIR KONSER, MUHTESEM ATMOSFER, MUHTESEM PERFORMANS, HERSEY MUHTESEMDI !


bissuru foto cektim goya teknolojik telefonumla, (foto makinesi sokmak yasakmis). 



Bildigim butun sarkilari -ki Braidotti'nin postmodernist feminizmini hala bilmem, ama Vetusta Morla'nin albumlerini hatmettim- bagira cagira soyledim, sesim kisildi, dilim dondugunce artik yanlis yunlus, hic onemli degil. yaptigi espirileri de anlamadim pek zaten, olsun. Alkisladim avuclarim patlayana kadar, islik calabilseydim cok iyi olurdu, onun yerine cigliklar attim, ama "tarkaaan" cigligi degil tabii ki, daha cool, daha olgun, daha edepli :P

Konser hic bitmesin istedim, nerdeseyse butun sarkilari solediler, neredeyse hepsini videoya aldim. alirken de minikmanitamin en sevdigi sarkiyi da soylerler insallah diye icimden dua ettim (bigun cidden carpilicam!!) SOYLEDILER. Turkiye'de olsaydik telefonla arar dinletirdim. sonra baktim ki dualarim kabul oluyo, bari benim sarkimi da calsinlar dedim. onu da caldilar evelallah. hemen onu da cektim videoya. korsan kayit, gerci videolar 5para etmez, ama olsun. ani hatira...

konserin daha dogrusu salonun tek sorunu, edepli adapli muzik dinleme salonu olmasi, yani tiyatro opera salonu gibi, herkes koltuklarinda, kafa sallayip ritim tuttular, ayaga en son grubun "artik isterseniz ayaga kalkabilirsiniz" demesiyle kalkildi, ziplanip hoplandi. Biz de olabildigince, yukaridaki balkonlardan eslik ettik. Aklima Bogaz koprusu gelmedi degil. "acaba, dedim icimden, hepbirlikte ayni ritimle ziplasak, rezonansla birlikte cokertir miyiz bu balkonlari?" Bir an korktum cidden. ama adamlar saglam yapmis, heralde "100 yil sonra bu salonda alternative rock konseri verilirse, headbang yapip cilgin gibi ziplayan gencler telef olmasinlar, malzemeden calmayalim saglam olsun" diye dusunmusler :P


tam olarak aciklayamadigim bir suru duygularla, boyle gozlerim dolu dolu, tuylerim tiken tiken olmus, yuzumde de hayvani bir siritma ile ciktim salondan. Barna sokaklarinda yavas yavas buz gibi havaya karsin yurudum. Sehir merkezinde oturmanin en buyuk avantaji, heryere yurumek. sadece 10-15 dakka. Bos sokaklardan sarkilari soyleyerek gectim, mutluluk cok baska birsey. 

Eve geldigimde bir ev arkadasim "ot mu ictin" diye sordu, digeri de "konsere diye orgy'ye mi gittin" dedi. artik nasil bir tatmin olmusluk, nasil bir ifadeyle geri donduysem eve, boyle nutkum tutulmus, evdekilere birsey soyleyemedim. nasil tarif edeyim ki, cok klise ama: "anlatilmaz yasanir". 

adamlar muhtesem, yakisikli makisikli degiller, zaten omrumde hic sifatlarini gormemisim. bildik ispanyol erkekleri, tipik. goresiniz diye yukari foto da koydum. ahim sahim halleri yok yani. 

Basim dondu, verdigim 36 euronun her bir centine degdi yemin ediyorum.

Of, yok bu boyle olmaz. mutlaka baska konserlerine gitmeliyim... 




PS: Hayir, konserde kimseyle tanismadim. zaten gozum gruptan baskasini gormuyodu :)


Wednesday, November 30, 2011

bir pazar da boyle gecti


A’dam gezimden hemen once gecirdigim bu birkac gun her acidan cesitli duygular, yorgunluk ve rahatsizliklarla dolu birkac gun oldu. Yogun bir haftasonu hatta haftabasi, ders, gezme, tozma, eglence, alkol, dans, heyecan, sinir stres, hangover, hersey adeta 3 ayin acisini cikarircasina bir Barcelona aksiyon patlamasi yasandi. Hic bu kadar yoruldugumu hatirlamiyorum.

Hic gelmeyen istek uzerine Cumartesi gunumden bahsetmeyecegim. Aslinda kendi kendime o gunu kayitlara gecirmeme ragmen bu ikiyuzlu sanal dunyaya yansitmayacagim. Merak eden de nasilsa yok, o gun basroldekilerin zihinlerinde kalacak.

Evet Pazar gunu gayet boktan bir halde, bas agrisi mide bulantisi dizileriyle, yemek yiyemeden, yataktan kalkamadan gecirdikten sonra, bir sekilde yeniden ders calismaya adadim kendimi. Arkadasim sabahtan itibaren kus kus helak ol, sonra kalk git kutuphaneye, citir citir cocuklarin arasinda kasin gozun yer degistirmis, bakislarin donuklasmis sekilde ders calismaya calis. Olacak is degildi valla. Nasil oldurdum ben de bilmiyorum. Iman gucu, nelere kadirsin.

Antisistema haftasonusunun bir baska uzantisi olarak, ders calismaya ara vermek zorunda kalip, internetten kazandigim promosyonla, sevgili katalan arkadasimi da koluma taktim ve tiyatroya gittim.

Evet, ilk gercek ispanyolca tiyatro deneyimim, cok da basarili sayilmaz. Zaten su ana kadar “ilkler ozeldir” cumlesini elime gecen her firsatta curuttum. “ozel” kelimesi eger “daima hatirlanacak olan” anlamina geliyorsa, evet, eminim cogu insan “ilk”lerini unutmuyordur o veya bu sekilde.

Velhasil, muhtemelen %60ini anlamadigim oyun Mein Kapital isimli, sistem karsiti, boyle kapitalizmi cesitli yonleriyle, degisik parodilerle elestiren anlamli bir oyundu aslinda. Da biz pek anlayamadik. Cikista da zaten boyle bir mallamisiz, uykumuz gelmis, muhtemelen damarlarimizdaki asil kanin yerinde hala alkol akmakta, ders calismaktan da gozlerimiz belermis, uzerine boyle agir ve felsefik oyunu bunye kabul etmedi tabii. Butun gun bos tutmak zorunda kaldigimiz midemize falafeller bir guzel oturmus. Benim arkadas eve gidip uyuyalim dedi, siddetle karsi ciktim hic acimadan, gozlerinin capaklarina bakmadan. Bre hatun, bitirmemiz gereken heyhula gibi odevler var, saat daha gece 9, ne evi, ne uyumasi. Multeci kampi mahallemizin en luks café/barina surukledim kizi ben o calisma azmiyle. Nitekim oturduk, free wifi ile karsilikli acip laptoplari, caymizi da soyleyip, ders calistik. Arkaplanda cok guzel (allah rahmet eylesin RIP) Amy Winehouse stayla muziklerle, bize servis yapan yakisikli deliguanli ile bizim motivasyon tavan yapti zaten. Bari biz kapadik, ama yine de odevleri bitiremedik.

O diil de, bu esnada yaptigimiz onceki gece dedikodulari ve ertesi gune olan “double date”imiz Barraval’daki “pijo” ambiansimiza daha bir nese katti. 

Evimize dondugumuzde mutlu mesut ve bol heyecanli uyuduk. 

bu satirlari yazarken gozlerimin arada sirada kapanmasina engel olamiyorum. salak olmaya devam ettigim icin, 5 teki otobuse hic uyumadan binip, A'dam a da muhtemelen yine uykusuz varicam. kendimi Coffee Shoplarda teselli etme planlari yapiyorum... 


PS: fotograf tarafimdan cekilmis olup, turkce "krizde degilim, Kristo (Jesus)'dayim, Incil okuyun" anlamina geliyor, ciktigimiz tiyatro oyunundan sonra bu minibusu gormek daha da anlam kazandirdi hayatlarimiza.

Monday, November 28, 2011

un cap de setmana català i antisistema


Birkac gun oncesinden ozenle planladigim bol Katalanli bir gun beni bekliyordu. Her ne kadar bok gibi odevim yapmam gereken seyler olsa da, hatta 2 gune 2 haftalik soguk diyarlara tatile gidecek olsam da, butun bir Cumartesi gununu kendime ve katalan arkadaslarima ayirdim. Bir seferlik latin arkadaslarimdan ayri takilarak, icinde bulundugum ve 2 yilimi gecirecegim katalan komunitesine bir borc bilerek, bu gunu ANTISISTEMA Katalan DAY ilan ettim.

Ve beklemedigim kadar guzel bir gun oldu.

Sabah yine kurdugum fakat kesinlikle takmadigim bir alarmin ardindan oflaya puflaya uyanmaya calistim. Biraz salak oldugum icin, onceki geceyi ders calismayarak ama nasilsa artik gece 4te yatarak, kisacasi bol bol uykusuz kalarak ertesi sabaha da erken uyanmayi bekliyorum. Artik nasil bir zeka ornegiyse, ertesi gunu ve geceyi de uykusuz gecirecegimi bildigim halde kendime eziyet ediyorum. Mazosist miyim neyim.

Iste oflaya puflaya alarmi bin kere erteleyerek sonra kicin kicin kosa kosa ve gec kalarak arkadasimla bulustum. Ilk duragimiz Premià de Mar,  Istanbul’da tanistigim kiz arkadasimin yasadigi, Barcelona'nin bir koyu.

Gunun ilk antisistema olayi, arkadasimin kicina yapisip trene beles binmek. Tam bir lawbreaker halleri icindeyiz. Yakalanirsam sicarim, ama hatun diyo ki, no pasa nada, merak etme kimse control etmiyo. Eh eyi madem, benim de isime gelir wallahi para odememek diyerek bir kurali daha deldik. (sanki asla metroda kacaklik yapmiyomusuz gibi seettim, oysaki sikca yaptigimiz birsey, normal yani peh)

Katalan koyunden, koy diyorum ama, normal bir sehir yani sonucta, sehir derken istanbul gibi degil de, boyle mmm denizin kenarinda, Datca’dan daha ufak merkezi olan (Datca iyice buyudu diyolar) bir yer. Bizim koylerden degil yani inek minek sagilan mandiralarda tereyag yogurt yapilan…

Nedense o gun katalanca konusmaya calismak hosuma gitti. Frutería da meyve sebze alirken insanlara “bon dia” Demek, “sisplau” demek, “moltes gracies” demek falan, boyle insanlarin da hosuna gidiyor, sana gulumseyerek canayakin davraniyorlar falan… Guzel birsey, insani motive ediyor dogrusu.

Guzel guzel pisirdik yemegimizi, okuz gibi de yedik, kitliktan ciksak nasil bir manzara sergilerdik merak icerisindeyim. Bir sise cava dedikleri catalán sampanyasi almistik, ama pek tutmadim onu. Mantarli yumurtali ilginc yemegi evde deneyecem. Bir de firinda sebze kozledik. Dometes-salatalik salatasi yaptik, kizarmis ekmege domates surduk yedik. Tipik katalan mutfagindan nagmeler oldu. Allahim bizim sarmalarimizin, zeytinyaglilarimizin, yemeklerimizin yaninda, solda sifir, ama neyse, guzeldi, ilginc tatlar, sifralar, deneyimler.

Simdiden istanbul’daki navidad yemegimin listesini cikardim zaten.

Bol katalanli gun anlat anlat bitmez, yemegin ardindan surekli geckaldigimiz icin kosa kosa ciktik, allahin got kadar yerinde otobus yok, arabalari durdurup otostop cekerek tren istasyonuna vardik. Antisistema olsun diye yine bilet kullanmadim ben. Oley. neyseki tren hemen geldi sansimiza, boylece Castells yani insan kulesi yapimina yetistik. Katalanlarin cok cididye aldigi cok geleneksel birseymis bu, insanlar birbirinin omzuna cikarak kule yapiyor, aylarca calisiyorlar, sair gunlerde falan, provalar yapiyorlar, bazen teknik ogreniyorlar. Cok duygusal bir anmis, arkadasim da aksatmadan provalarina gittigi, castells de gorev aldigi icin, ordan biliyorum. Ilk kez Sant Andreu barrio sunun festa mayor unda izledim. Adamlar iyi diktiler kuleleri walla, cidden zor is, inanilmaz goruntuler ortaya cikiyor, bol bol foto cektim, hatta en guiri halim ve sikik pronunciación umla “ben de castells denim” diyerek bir binanin ust katindan iyice izleme imkanim oldu. (Foto da ekleyecem, guzel kareler yakaladim, ama coming soon, bu yaziyi yazmam bile cok extreme bir ugras benim icin su anda) 

Evet ben cok sevdim acikcasi. Yuregim hopluyodu, 4-5 katli kule yapiyorlar, kulenin en sonuna minik cocuklar cikiyor, allahim ya duserlerse kafaustu, insanlarin bacaklari titriyor amanin-ki arada boyle vakalar oluyomus kolunu bacagini kiran kafasini kiran vs… ikinci kata gelince boyle muzik caliyolar, o da baya semana santa muzikleri kadar etkileyici, insan bir hos oluyor. Adamlar arkafondan gazi verince tabi emosyonal durum ortaya cikar…

Tabi Iyice katalan oldum ben o esnada. Dedim tamam. Gunun geri kalanini da katalan geciricem zaten. Herkese bona nitler, sisplaular, com va aixo, molt be falan, havada ucuruyor, sanki katalanca kadin haklarini savunuyorum orda, 3 ay katalunyada yasayip anca 3-5 kelime soyleyebilmenin hakli(¡) gururunu yasiyorum.

Castells den sonra festa daki katalan folk canli grubunu dinledik, hicbirsey anlamadim ben tabii dediklerinden ama olsun varsin eglenceli, dedim. Artik evime doneyim de gece cikmadan evvel birazcik ders calisayim malumunuz 2 hafta yokum, 2 gunum kalmis, odev teslim edicem.

Gittim, 1 soru cevapladim 10 sorudan, ve sevgili ikinci katalan arkadasimi beklemeye koyuldum. Son durak 15 mayis hareketlerini duzenleyen, antisistema gruplarin okupe ettigi bir binadaki parti. Ebesinin nikahinda. Haritada yer almayan bir sokakta, don baba donelim 5 tur attik bulana kadar, 5 kisiye sorduk, yarim saatlik arayisin sonunda vardik. 

Iste varis o varis. Katalan Antisistema gununun son ayagi ve asil antisistema temali etkinligi baya bi bomba gecti… 

muhtesem bir okuyucu kitlem oldugu icin (feminizm yazimin en az 93 kez okunmus olmasi istatistigine dayanarak) arkasi yarin diyorum ve gecenin geri kalanini ogrenmek isteyen varsa sayet, bir sekilde buradan belirtmesini rica ediyorum, artik laf mi atarsiniz, biraz cosku mu verirsiniz ben bilmem :P 


Monday, November 7, 2011

¡ enhorabuena !


Chicas, lo siento mucho, pero esta vez, voy a escribir en español, oops, perdonad, en CASTELLANO. Si, aquí tenemos diferencia entre Español y Castellano, asi que hay que mencionar del idioma como “castellano”, no “español”, lo cual es políticamente incorrecto, aqui. Para ser honesta a mi refanfinfla lo del nombre del idioma, pero a los catalanes les ofende, entonces llamamos el idioma del estado de España “castellano”, lo de la Catalunya “català”. 

Tengo muchísimas dudas con el idioma. Antes de llegar a Barcelona, tenía muchas ganas de aprender ese català, y había empezado al curso enseguida, pero no sé porqué (mentira! Sí que sé muy bien el porqué), recientemente he dejado de ir a las clases. Vamos que soy floja. Flojísima, que no podía levantarme a las 8.30 de la mañana para ir a la clase de catalán que era a las 9.30 y a 2 minutos andando. No estoy muy orgullosa de lo que hago, o bien de lo que no hago J Pero eso lo que pasa. Clases muy lentas, con los Pakis quienes no entienden nada de nada, ni castellano. Es algo muy rabioso y te desmoraliza, vamos. Ah y además el idioma no me ha gustado. Ya lo he dicho. No me gusta nada el catalán, sobre todo la pronunciación no es como castellano, de hecho complica todo! Así que no quiero aprenderlo. Si, desafortunadamente tengo que aprender a querer ese idioma, lo cual se está hablando solo por los catalanes dónde vivo ahora yo.


Desde pequeña, siempre he odiado hacer cosas que la gente me esforzaba que hiciera. Estoy segura de que he construido un sistema muy duro como de defensa, para rechazar todo lo que dice constantemente todo el mundo que haga. Hago lo contrario de lo que digan, siempre. O si no lo hago, seguro que se me quitan las ganas de hacerlo para nada, y termino no haciendolo. 

¡REBELDE!




Bueno, el tema no es el idioma ahora. Es la ironía de nuestro estado en Barcelona.

Escena: 3 chicas, una de Turquía, otra de México y la tercera de Brasil, sentadas en un bar chino, haciendo un trabajo de grupo sobre la vida de los inmigrantes mujeres. En otra mesa al lado, algunas chicas hablando, riéndose, en chino.

Os parece irónico también ¿a qué si?

A ver; si no tenemos amigos catalanes porque no quieren salir con nosotras por diferentes motivos, no nos encontramos con nadie catalán por los bares chinos, en las fiestas solo están los extranjeros hablando con nosotras, entonces ¿para qué sirve agobiarnos con este idioma que casi nunca vamos a practicar, si no tenemos planes de trabajar en el ayuntamiento o gobierno?

Vale, confieso que me servirá para entender las clases.

Al final, ahora sólo puedo tener una conversación muy básica, que me permite preguntar por alguien y contestar:

-Hola ¿Com va això?
-Molt bé, ¿i tu?
-Anar fent. Gràcies.

Hoy el tema siempre vuelve a lo del idioma, me he dado cuenta. ¿Qué hago yo, si me han quitado las ganas de aprender otro idioma desde cero? 



PS: Foto hecha en el Raval, no por mi.

Friday, November 4, 2011

Yeni bir ayin ilk gununde...


Yeni bir ayin ilk gununde birseyler yazasim vardi ama nedense yazamadim. Bilemem, cikmadi birseyler. Oysaki yolda yururken bile Ally McBeal’in "theme song" u gibi kafamda yazilar beliriyor zaman zaman. Ya da tuvalette, derste, sacma yer ve saatlerde sanki hayali bir seyirci kitlem varmis gibi sesleniyorum beynimde. Degisik bir heyecanla “ana kasimin 1i oldu ne kadar guzeeeel”dememe ragmen, cumleye basladigim anda kitlendim.

Sonuc olarak yeni ayin ilk gunune degilse bile, 4.gunune kismetmis karalamaca.

Bugunku yazimda neredeyse her gun katettigim (6 miydi kac dakikalikti o yol?) okul yolunda surekli aklima gelen seyden bahsedeyim bari: Barselona sokaklari.

Evet, Ispanya’da degil de Pakistan’da yasiyoruz adeta.
Evet, sokaklar kopek boku dolu.
Evet, bazen de sidik kokusu bogaz yakabiliyor.
Evet, bir suru recycle konteyniri varken yine de israrla atilmis cer cop takilabilir ayakkabimiza.
Evet, hatta gece yururken igrenc laflara maruz kaldigimiz oluyor.
Evet, sokak pislikleri tukuruk, kusmuk, bok evimize girmesin diye, Ispanyol ailelerinin aksine ayakkabimizi cikarip evimize giriyoruz.

Amma ve lakin,

HAYIR, sokakta canimizi disimize takip, Tanri’ya bin bir dua esliginde bir uctan bir uca depar atmak sureti ile karsidan karsiya gecmeye calismiyoruz.
HAYIR dostlar, HAYIR. Biz medeniyetten uzak kalmis gibi gorunen bu Barselona sokaklarinda, en azindan olum tehlikesi yasamiyoruz.  Hatta medeniyetin belediyenin sabaha karsi sokaklari yikamasi ve copleri toplamasi anlamina geldigini fakat ote yandan can’im Istanbul sokaklarinda ehliyetini bakkaldan almis deli danalar gibi, trafigi anarsik bir sekilde alt ust etmenin araba kullanmak oldugunu sanan zihniyetin aksine, burda insana ve yayaya saygi had safhada.

Burda yesil isik yandiginda garanti olsun diye 3-5 saniye daha bekleyip yolu 10 kere kontrol etmiyoruz.
Burda yaya yolundan yururken panik atak gecirmiyor, hatta arabalarin yeterince uzakta olduklarina kanaat getirirsek beklemek veya 3 kere saga sola bakip yine de yurumeye tereddut etmek gibi seyleri aklimiza getirmiyoruz.
Burda arabalarin olum sacan, freni olmayan makineler olduklarini dusunmuyoruz.

Belki sokakta yururken sarhos bir ispanyoldan veya gocmen bir amcadan laf yeme oranimiz yuksek.
Belki takip edilip yankesici tarafindan cuzdanimizin veya bakmadigimiz bi anda cantamizin calinmasi da cok olasi.

Ama en azindan karsidan karsiya gecerken, en basit ara sokakta dahi, arabalar tarafindan canimiza kast edilmiyor. Her bir araba her bir insan icin bombos yolda oyle mal gibi durup bekliyor, kizlar, turist gruplar, yuruyemeyen yasli teyzeler salina salina gecerken hem de hic KORNAYA TECAVUZ ETMEDEN.

Vallahi su koskoca sehirde en guvende oldugumuzu dusundugum alanlar yaya gecitleri ve yollari aq.

Ve her allahin gunu okula giderken gectigim her sokakta, uzerinden sagima soluma bakmadan yurudugum her yaya yolunda bunu dusunuyorum. Kendimi ne kadar guvende ve guclu hissettigimi dusunuyorum. Bir sehirde aracsiz, sadece basit bir yaya olarak ne kadar saygi gordugumu ve ciddiye alindigimi dusundukce mutlu oluyorum, ve yasadigim bu ecnebi sehri, bokuna, sidik kokusuna, terbiyesiz gocmenlerine ragmen ne cok sevdigimi yeniden farkediyorum…

Sizlere veda ederken, senelerdir cesitli zaman araliklarinda her gorusumde buyulendigim, yukarida yazdigim seylerle tamamen tezat olusturan bir Barselona caddesi karesini paylasmak istiyorum:


 PS: Bu yazi Katalanca "Barcelona'da her 3 trafik kazasi olulerinden 1'i yayaydi. Dikkat: Hepimiz yayayiz" diyor...



Wednesday, October 19, 2011

kutu kutu pense


Sokaga her ciktigimda farkediyorum ki, bu sehrin tek 100 metre kosucusu benim. Agir kanli tembel ispanyollarin aksine ben her gun bir yerlere depar atiyorum. 6 dakika yurume mesafesindeki okula her seferinde gec kalabilme kabiliyetimi yine kaldiramadigim kicima ve sevgili Istanbul’a borcluyum.

Saygilar efenim.

Monday, October 3, 2011

anladim

tatli bir heyecan, yeni ulkede, yeni bir sehirde yasamaya baslamak
sonra yeni bir okul, farkli bir bolum. 

degisik insanlar, baska bir hayat.

yari korku yari endiseli gozlerle cevreyi suzmeler

hele de sinifa ilk giris, insanlari inceleyis, kapidan her girene ayri bir ozenle bakmak

ogrencilerden sonra ogretmenlerin sirayla sinifa girisleri, 2 farkli dil, ogretmenlerin konustugu ile ogrencilerin tartisma actigi.. oysa konusulan ve tartisilan konular benim senelerdir tartistiklarimla hep ayni; kadin, kadinin toplumdaki yeri, kulturun kadini ve erkegi yonlendirmesi, ekonomide kadin ve dahasi... 

derken, farkettim... 

makyajsiz yuzler, kambur oturma pozisyonlari... 
icinde sutyen olmayan bluzlar, alinmamis kaslar, kesilmemis saclar...
uzun suredir agda gormemis bacaklar ve koltuk altlari...

iste o an daha iyi anladim: 


BEN FEMINIZM OKUYORUM



Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...

Netherlands'de gozume carpanlar